..Herkesin mutluluğu özeldir, mutluluk kişiye özeldir. Yani size özel yapılan şekerlemeler gibidir, bu şekerlemeler içinde barındırdığı enerjiler sayesinde herkese aynı hazzı veremez, bazıları yediğinde zehirlenebilir. O yüzden şekerinizi paylaştığınız insanları çok iyi bilmelisiniz, aksi halde onları zehirleyebilirsiniz. Burada ufak bir uyarı vermek istiyorum; bu mutluluğu zehirlemek için kullanamazsınız bu şeker birini zehirlemek için kullanıldığında zehri aktif olmaz, sadece mutluluk vermek için aktif olur ve aktif olduktan sonrada kullanıldığı kişiye göre yan etkileri olabilir bu yüzden dikkatli olmalıyız. Diğer bir uyarı da bizim için; bizler de mutluluk şekerlerini mutlu olmak için kullanamayız çünkü bunlar doğada saf halde bulunmaz, kendimizi mutlu etmek için bir takım girişimlerde bulunuruz ve bir bakmışız ki içinde bu mutluluk şekerleri var, insan hep içinde bu şekerler olan meyveleri kendilerine bulmak ister ve bunu aramaya koyulur. Bir insan için hoş olmayan bir şey bizim için hoş olabilir, mutluluk biraz bencillikle karıştırılıyor; mutluluk toplu bi enerjiyken bencillikle bireysel hazza dönüşmüş oluyor ve bunun sonucu olarak içimize kin ve nefret doluyor böylelikle de mutluluğumuz bitebiliyor. Mesela bir başkasını endişeye sürükleyen şey bizim için mutluluk sebebi olabiliyor. Ayrıca, mutluluk masal dinlemek gibidir; tek farkı, sonu hep toz pembe bitecek sanırız ama kötü sonla bitince kabullenmeyiz, oysa mutluluğu her şekilde kabul etmeliyiz çünkü o bizim her an içimizde ve sonu bize bağlı. Nil karaibrahimgil bir şarkısında "like ile mutluluk olmaz nolur uzak dur biraz telefonundan" diyor, aslında ne yazık ki günümüz mutlulukları hep böyle; mutluluk paylaştıkça çoğalır derler ama artık birbirimizin mutluluğunu paylaşıyor muyuz yoksa mutluluk reklamı mı yapıyoruz sosyal(!) ortamımızda? Bu cevap yine bizim elimizde. Aldığımız hazlar değişti, artık elimizdeki mutluluğun değerini bilmiyor başka mutluklara dikiyoruz gözümüzü. Mutluluk denince aklıma siyah beyaz fotoğraflar , samimi pozlar ve sıcak gülüşler gelir, mesela; öylesine dolu öylesine sıcak anlar canlanır gözümde. Belki bir çocuğun salıncakta sallanırkenki şen kahkahaları belki köşede cilveleşen sevgililerin kıkırdamaları.. mutluluk bir "an" kadar kısa aslında. Şöyle bi durun; açın sözsüz melodileri, kapatın gözünüzü ve izin verin düşüncelerinizin bir sinema gibi göz perdelerinize düşmesine. Anları hatırlayın; çocukluk , gençlik ya da dünkü anılarınızı hatırlayın.. farkedeceksiniz ki kalbinizden ve beyninizden düşen bu anılar, hep güzel olanlar olacaktır ve sizi mutlu eden zamanları hatırlayacaksınızdır. Mutluluklar sizler sayesinde değerlenir. Örneğin altın da küçük taneciklerin birleşmesiyle oluşur bakır da, ama altın daha değerlidir; yani her anı mutlu olmak için değerlendirin ki hayatınız da değerlensin. İnsanı hayatta tutan, kalbi harekete geçiren dokunuş şoktur. Bu yüzden; alışılmışın dışına çıkmak güzeldir çünkü bu bizi kendimizden geçirir. Mutluluk aslında başka bir anlamda bir deliliktir, mutlu olduğunuz an kendinizden geçersiniz ve her şeyi unutursunuz. Bizler mutlu olduğumuz şeylerden sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlarında faydalanmasını isteriz, bu yüzden onu paylaşmak isteriz paylaşmadıkça bizi yer bitirir ve pişmanlık duymaya başlarız. Bazı mutluluklarda var ki paylaşılmaması gerekir, onları paylaştıkça zehir gibi yayılır ters etki yapar. Yani bazıları var ki kabuktan çıkmak için can atarken bazıları da kabuğun içine doğru yayılır; mutluluk bir kap olsaydı, bu içe yayılanlar tıpkı ağaca yapılan iğne gibi kabı güçlendirirdi; diğerleri ise kabın daha çok ün salmasını ve büyümesini sağlardı. Bu mutluluk kabımız ne kadar güçlü olursa özgürlüğe o kadar yakın oluruz. Yaşamak için hepimizin birer bağları vardır ve bu bağlardan biri de mutluluktur, ama mutluluk öyle hafife alınacak bir şey değildir. Bazen ahırdaki saman gibidir; tüm ahırın yanması için bir kıvılcım yeter, bazense uçurumdan atlamak gibidir; tek adım yeter. Mutluluğu bir nehrede benzetebiliriz; nereden başladığı bilinmez akıp gider yalnızca, nerede denize karışacağı belli olmaz ve nereden okyanusa açıldığı da , karıştığı denizde hangi sahilde karaya çıkacağı da hiç belli değildir. Mutluluk kaybolmuş bir anahtar gibidir, nerede olacağını tahmin edemezsin bulunca da hangi kapıyı açacağını.. Mutluluk uzun süren bir şey değildir, sadece bir “an”dır; göz açıp kapayıncaya kadar geçen an kadardır ve onun devamlılığını sağlayan şey hayalimizdir. Bizler o anda ne kadar kendimizi bulursak o kadar uzun süre bu mutluluğu yaşatabiliriz. Mutluluk size ulaştıktan sonra neler olacağını ve bunu nasıl kullanacağınızı bilemeyebilirsiniz! ‘’ Tehlike yaratan mutluluk sahibidir.’’ demişti bir arkadaşım, ben de ona şöyle dedim: “ Mutluluk doğada kendi başına duran taş gibidir sen o taşı almaya karar verdiğinde mutluluğu yaşarsın aldığında da artık tehlikesi başlamıştır. Fark etsen de etmesen de mutluluk o taşı bulduğumuz andaki düş kadardır, ondan sonra devam eden şey bizim taşı yanımızda götürmemizi ve peşimizde sürükleyen şeydir. Bazen bize gelen taşın hangi zorluklarla bize getirildiğini bilmeyiz ve unutmamalıyız ki aslında her mutluluğun bir bedeli vardır. Mutluluk kuş tüyü gibidir; kimi insan kuş tüyü uçup giderken onu yakalamaya çalışmaz bile, kimi insan da peşinden gider onu alır ve bir kitabın arasına koyar, kimi alır bir kavanozda saklar , kimi alır ceketinin cebine koyar. Çünkü hepimiz bu mutluluklarımıza bir şey olacak endişesiyle korkarak yaşar ve onu saklamak isteriz. Son olarak mutluluk, kelebek gibidir; onun istediğinde uçmasına izin vermelisiniz, ne de olsa her kelebeğin bir ömrü vardır tıpkı anlık mutluluklar gibi.