9 Aralık 2021 Perşembe

Zamani

Bir köşeye çekilmiş bekliyorum, zamanın geçmesini mi yoksa zamanın gelmesini mi 

Ben mi zamana gidiyorum yoksa zamanı mı geliyor bir şeylerin 

Hayat devam ediyor ileri doğru,  geri'si yok 
Tek bildiğim bu 

24 Temmuz 2021 Cumartesi

An

Küçük ama etki derecesi yıkım bile gerçekleştirecek etkiye sahip şeyleri gündeme getiriyorum bugün,  baştan anlaşmak gerekirse bunların toprağına bir isim vermek istiyorum: " kıvılcım etkisi " . Ne kadar çok şeye nüfus ettiğini anlamak adına şöyle bir bahis açalım ; bilirsiniz bir işe başlamak için gereken en zor şey ilk adımı atmaktır aslında bir başlangıçtır ve başlangıcın küçüğü büyüğü olmaz ama biz sabitlemek adına bu ilk adımı ilk.basamağı özel kılmak adına onu da kıvılcım etkisi sınıfına alalım , şimdi bu sınıftaki başka bir şeyden bahsedelim o da şöyle şeyler olsun türkçe kelimeler arasında olmasına en çok sevindiğim kelimelerden birinden bahsedeceğim aslında kendisi için bir düzine kitap yazılsa yetmez ... Evet karşınızda namı değer " az " işte kelimemiz bu kadar evet a ve z biri başta biri sonda arasında tüm harfler var ama bu başlangıç ve bitişi birleştiren en muhteşem halat görevini üstleniyor şöyle bir bakın uzaktan ne kadar cesur ne kadar güçlü bir halat, aslında net bir ölçü bakınız bir şey ne kadar az ise o kadar değerlidir azdan bile tam az kadar olması lazım olmazsa olmazlar bizi sınırlandırır bir şeyin en minimal ve en estetik formunun ölçüsü az kadar ölçüdedir,  işte bu etkiyi de yine kıvılcım etkisi sınıfına atalım , ve artik gelelim bugünkü konumuz olan bugüne odaklanalım Aslında bugünü yaşayabilmek ve dahası anı yaşabilmek tıpkı ilk adımı atmak gibi çok zordur ama bir kıvılcım etkisi ile aşılabilecek bir şeydir az'ın bir diğer özelliği ise sahtelikten en uzak noktaya sahiptir bu yüzdendir ki an dan ne kadar uzaklaşırsanız sahteliğe o kadar yaklaşmış olursunuz bir diğer değişle gerçeklikten o kadar uzaklaşmış olursunuz , derler ki hayat bir kumardır hayır hayat bir kumar değildir ama bugünü yaşarken yarına yatırım yapmak işte bu  kumardır hatta kumarhanelerin en lüksüdür hayat bugündür yarın değil ve bugünü yaşamak tek gerçektir .  Bugünden önceki şeylere bir şeyler söylemek gerekirse ilk bahsi geçmesi gereken zaman dilimi dündür ama ne yazık ki  Dün geçip gitti hem de tüm varlığıyla - iyi , kötü, güzel, çirkin , içindeki her şeyiyle .

Ne kadar istersen iste dünü yaşayamazsın, silemezsin de .

Ne yaparsan yap yarını da yaşayamazsın ne kadar doldurmaya çalışırsan çalış hayat her zaman önüne yeni bir sayfa açar ve satırları ne kadar az karalarsan o kadar estetik olur çünkü bugünün mürekkebi yarına yetmez hayatın en can alıcı noktası şu ki elimizdeki  mürekkep sadece "bu an" için  tasarlanmıştır ,  yaşayabileceğimiz ve sahip olduğumuz  tüm mal varlığımız şuan'dadır bugüne ne bırakırsak işte bizi takip edenler bunlar olur izimizi bu an 'a yaptığımız yatırımlar oluşturur.

3 Haziran 2020 Çarşamba

PAN ŞEKERLERİ

..Herkesin mutluluğu özeldir, mutluluk kişiye özeldir. Yani size özel yapılan şekerlemeler gibidir, bu şekerlemeler içinde barındırdığı enerjiler sayesinde herkese aynı hazzı veremez, bazıları yediğinde zehirlenebilir. O yüzden şekerinizi paylaştığınız insanları çok iyi bilmelisiniz, aksi halde onları zehirleyebilirsiniz. Burada ufak bir uyarı vermek istiyorum; bu mutluluğu zehirlemek için kullanamazsınız bu şeker birini zehirlemek için kullanıldığında zehri aktif olmaz, sadece mutluluk vermek için aktif olur ve aktif olduktan sonrada kullanıldığı kişiye göre yan etkileri olabilir bu yüzden dikkatli olmalıyız. Diğer bir uyarı da bizim için; bizler de mutluluk şekerlerini mutlu olmak için kullanamayız çünkü bunlar doğada saf halde bulunmaz, kendimizi mutlu etmek için bir takım girişimlerde bulunuruz ve bir bakmışız ki içinde bu mutluluk şekerleri var, insan hep içinde bu şekerler olan meyveleri kendilerine bulmak ister ve bunu aramaya koyulur. Bir insan için hoş olmayan bir şey bizim için hoş olabilir, mutluluk biraz bencillikle karıştırılıyor; mutluluk toplu bi enerjiyken bencillikle bireysel hazza dönüşmüş oluyor ve bunun sonucu olarak içimize kin ve nefret doluyor böylelikle de mutluluğumuz bitebiliyor. Mesela bir başkasını endişeye sürükleyen şey bizim için mutluluk sebebi olabiliyor. Ayrıca, mutluluk masal dinlemek gibidir; tek farkı, sonu hep toz pembe bitecek sanırız ama kötü sonla bitince kabullenmeyiz, oysa mutluluğu her şekilde kabul etmeliyiz çünkü o bizim her an içimizde ve sonu bize bağlı. Nil karaibrahimgil bir şarkısında "like ile mutluluk olmaz nolur uzak dur biraz telefonundan" diyor, aslında ne yazık ki günümüz mutlulukları hep böyle; mutluluk paylaştıkça çoğalır derler ama artık birbirimizin mutluluğunu paylaşıyor muyuz yoksa mutluluk reklamı mı yapıyoruz sosyal(!) ortamımızda? Bu cevap yine bizim elimizde. Aldığımız hazlar değişti, artık elimizdeki mutluluğun değerini bilmiyor başka mutluklara dikiyoruz gözümüzü. Mutluluk denince aklıma siyah beyaz fotoğraflar , samimi pozlar ve sıcak gülüşler gelir, mesela; öylesine dolu öylesine sıcak anlar canlanır gözümde. Belki bir çocuğun salıncakta sallanırkenki şen kahkahaları belki köşede cilveleşen sevgililerin kıkırdamaları.. mutluluk bir "an" kadar kısa aslında. Şöyle bi durun; açın sözsüz melodileri, kapatın gözünüzü ve izin verin düşüncelerinizin bir sinema gibi göz perdelerinize düşmesine. Anları hatırlayın; çocukluk , gençlik ya da dünkü anılarınızı hatırlayın.. farkedeceksiniz ki kalbinizden ve beyninizden düşen bu anılar, hep güzel olanlar olacaktır ve sizi mutlu eden zamanları hatırlayacaksınızdır. Mutluluklar sizler sayesinde değerlenir. Örneğin altın da küçük taneciklerin birleşmesiyle oluşur bakır da, ama altın daha değerlidir; yani her anı mutlu olmak için değerlendirin ki hayatınız da değerlensin. İnsanı hayatta tutan, kalbi harekete geçiren dokunuş şoktur. Bu yüzden; alışılmışın dışına çıkmak güzeldir çünkü bu bizi kendimizden geçirir. Mutluluk aslında başka bir anlamda bir deliliktir, mutlu olduğunuz an kendinizden geçersiniz ve her şeyi unutursunuz. Bizler mutlu olduğumuz şeylerden sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlarında faydalanmasını isteriz, bu yüzden onu paylaşmak isteriz paylaşmadıkça bizi yer bitirir ve pişmanlık duymaya başlarız. Bazı mutluluklarda var ki paylaşılmaması gerekir, onları paylaştıkça zehir gibi yayılır ters etki yapar. Yani bazıları var ki kabuktan çıkmak için can atarken bazıları da kabuğun içine doğru yayılır; mutluluk bir kap olsaydı, bu içe yayılanlar tıpkı ağaca yapılan iğne gibi kabı güçlendirirdi; diğerleri ise kabın daha çok ün salmasını ve büyümesini sağlardı. Bu mutluluk kabımız ne kadar güçlü olursa özgürlüğe o kadar yakın oluruz. Yaşamak için hepimizin birer bağları vardır ve bu bağlardan biri de mutluluktur, ama mutluluk öyle hafife alınacak bir şey değildir. Bazen ahırdaki saman gibidir; tüm ahırın yanması için bir kıvılcım yeter, bazense uçurumdan atlamak gibidir; tek adım yeter. Mutluluğu bir nehrede benzetebiliriz; nereden başladığı bilinmez akıp gider yalnızca, nerede denize karışacağı belli olmaz ve nereden okyanusa açıldığı da , karıştığı denizde hangi sahilde karaya çıkacağı da hiç belli değildir. Mutluluk kaybolmuş bir anahtar gibidir, nerede olacağını tahmin edemezsin bulunca da hangi kapıyı açacağını.. Mutluluk uzun süren bir şey değildir, sadece bir “an”dır; göz açıp kapayıncaya kadar geçen an kadardır ve onun devamlılığını sağlayan şey hayalimizdir. Bizler o anda ne kadar kendimizi bulursak o kadar uzun süre bu mutluluğu yaşatabiliriz. Mutluluk size ulaştıktan sonra neler olacağını ve bunu nasıl kullanacağınızı bilemeyebilirsiniz! ‘’ Tehlike yaratan mutluluk sahibidir.’’ demişti bir arkadaşım, ben de ona şöyle dedim: “ Mutluluk doğada kendi başına duran taş gibidir sen o taşı almaya karar verdiğinde mutluluğu yaşarsın aldığında da artık tehlikesi başlamıştır. Fark etsen de etmesen de mutluluk o taşı bulduğumuz andaki düş kadardır, ondan sonra devam eden şey bizim taşı yanımızda götürmemizi ve peşimizde sürükleyen şeydir. Bazen bize gelen taşın hangi zorluklarla bize getirildiğini bilmeyiz ve unutmamalıyız ki aslında her mutluluğun bir bedeli vardır. Mutluluk kuş tüyü gibidir; kimi insan kuş tüyü uçup giderken onu yakalamaya çalışmaz bile, kimi insan da peşinden gider onu alır ve bir kitabın arasına koyar, kimi alır bir kavanozda saklar , kimi alır ceketinin cebine koyar. Çünkü hepimiz bu mutluluklarımıza bir şey olacak endişesiyle korkarak yaşar ve onu saklamak isteriz. Son olarak mutluluk, kelebek gibidir; onun istediğinde uçmasına izin vermelisiniz, ne de olsa her kelebeğin bir ömrü vardır tıpkı anlık mutluluklar gibi.

2 Haziran 2020 Salı

Kırılma Noktası

Hayatın kırılma noktaları vardır; bu kırılma noktalarından biri başlangıç noktasıdır ve bu nokta o kadar kısadır ki, parmağınızı şıklattığınızda geçen süre kadardır, bu ilk adım olduğu için çok küçüktür. Çoğu kişi bu kadar küçük bir şeye umut etmeyi istemiyor; bazen bunu görmüyor bile, çünkü bir şeylerin oluşmasını çabucak görmek istiyor. Oysa en büyük devrimler sessizce olur, yavaş yavaş; hiçbir çiçek büyümek için acele etmez, hiçbir kelebek kozasından çıkmak için acele etmez çünkü acele ederse öleceğini bilir ve hiçbir civciv yumurtasından çıkmak için acele etmez. Aslında biz de acele etmezdik, hatırlayın; annemizin karnında iken hiçbirimiz çabucak çıkmayı düşünmedi zaten düşünemezdik bile. Anlayacağınız başlangıçta tüm canlılar böyledir hiçbiri acele etmez, ne zaman ki özgürlüğümüz kısıtlanıyor o zaman acele etmeye başlıyoruz. Hayvanları düşünün; kendi yaşamları tehlikeye girince çok hızlı olmaları gerektiğini bilir ve acele ederler bunu yapmazlarsa hayatları bitecektir bu da doğada kalmak için yani özgür olmak için verdikleri yaşam mücadelesidir. İnsanlar yaşamları tehlikedeymişçesine acele ediyorlar, hayatları sona ermeden herşeyi yapmak istiyorlar, önce başları zaman ile derde giriyor ve bir güne çok şey sığdırmakla başlıyorlar işe. Kendi bedenlerini besleyecek olan öğünü çok hızlı ve amaçsız almaya başlıyorlar, oysa bedenin çalışma prensibi vardır; aldığı öğünü önce öğütür sonra belli miktarda hareketle sindirir, gerekli olan besinleri vücudun çeşitli yerlerine gönderir geri kalanlarını atar, bu işlem kendimizi iyi hissetmemizi ve yaptığımız işleri daha sağlıklı yapmamızı sağlar. İnsanlar kendilerinin kusurlu olduğunu unutur sanki kusursuz bir şekilde işleyen sistemleri varmış gibi düşünür fakat bu böyle değildir. Gün devam ederken kafalarında bir çok şey yapmak olduğu için anı yaşayamazlar, çünkü her zaman akıllarında bir sonraki iş kalır. Bu sefer hızlanmaya başlarlar oysa bir ömür çok şey yapmadan da bitebilir, zaten ne kadar çok şey yaparsanız yapın herşeyi yapamayacaksınız. Önemli olan size keyif veren şeyleri tıpkı vücudumuzun yaptığı gibi önce öğüterek sonra, sindirerek yapmanız. Bir(1) sayısını göze alalım; bir sayısını her seferinde sadece kendisiyle toplayarak her doğal sayıya ulaşabilirsiniz ve böylelikle her sayıyı da tek tek görmüş olursunuz, bunu yaparak sona ulaştığınızda ise elinizde çok daha fazla şey olur. Bizler birazcık büyümeye başlayınca acele etmeye başlıyoruz, istediğimiz her şey hemen olsun istiyoruz. İşte hayatımıza küçüklükten giren bu yaşam biçimi bizim hayattan zevk almamızı engeller, zamanla büyüdüğümüzü unutturur; oysa oluşumların hepsi zamanla belli bir çaba sonucu gerçekleşir. Bir iş üzerinde ne kadar çok zaman harcarsanız o iş o kadar güzel olur. Picassoyu düşünelim picasso tablolarını yaparken "bunları çabucak bitirmeliyim" diyerek bir yere bir şeyler yetiştirme çabası içerisine girseydi picasso olabilir miydi? Olamazdı. Çünkü andan ne kadar uzaklaşırsanız kendinizden o kadar uzaklaşırsınız. Bizler uğraşlarımıza çok zaman harcamadığımız için çok çabuk vazgeçiyor ve çabucak bahaneler bulup işlerimizi erteleyebiliyoruz; aslında en önemlisi anı yaşamak, anlık mutluluklar yaratmaktır . Hiçbir şirket batacakken acaba biz 10 yıl sonra ne kadar ciro elde edeceğiz diye düşünmez. Eğer bunu yaparsa anda kalamaz ve şirketlerini batmaktan kurtaramaz. Yapmaları gereken şey; bugünü kurtarmaktır. Hayatta, sürekli değişimler içerisindeyiz, bu değişimlerin oluşması için de zaman gerekiyor bir şeyi yapıp hemen değişmeyi beklemek aptalca olur. Bazı değişimlerin etkisini bilebilirsiniz fakat hepsini bilmeniz mümkün değildir, çünkü hayatı parametre etmek imkansızdır hayat her zaman sürprizlerle ve değişkenlerle doludur.

Düzenleyen : Sena Afşar 

1 Haziran 2020 Pazartesi

Yeniden Doğuş

İnsan yaşamı en mükemmel ve muhteşem haz olan doğmayı tattığı için buna yakın oluşumlar onda haz uyandırır örneğin bir yere gittiğinizde aslında siz orası için neredeyse yeniden doğmuş gibi olursunuz ya da yeni birisiyle tanıştığınızda mesela bazen o insanda huzur bulduğunuz için birlikteliğiniz devam eder fakat ikili ilişkiler arkadaşlık ve diğerleri , ev sahibi ve misafir ilişkisine benzetilebilir , ev sahibi olan kişiye misafir olarak gidersiniz ve kendisi sizi çok güzel ağırlar bazen olaylar biraz daha güzelleşir ve ev sahibi önce sizin armağanlarınıza değer verir sonra size değer verir , anne karnındaki doğumda herşey mükemmel ötesidir , fakat burada ev sahibi ile olan bağımız somut olarak belli olmadığı için aramızdaki bağa ancak inanabiliriz ama gidiş olasılığı hep bakidir.
Olayın şöyle bir yönü de vardır ki karşımızdaki kişi aynı şekilde biz izin verdiğimiz müddetçe bizdeki misafirliği başlar ve bu sefer biz armağanları alır değer verir ve bir köşe belirleriz misafirimize bazen bakarız ki ortak sevinçler ortak acılar gelir bize böylelikle aradaki bağ daha da kuvvetlenmiş olur 
Ve biz bağın güçlendiğine daha da inanırız tıpkı evde beslediğiniz bir çiçek gibi , çiçeği evde güneş alan bir yere koyarsınız ve çiçeğin yaşamını seyrettikçe size belirtiler verir ve biz anlarız ki orayı sevmiş ya da sevmemiş çiçeğe verdiğimiz su da bize gelen armağan görevini görür misafirimizin getirdiği su , toprak ve ışık bazen bize çok iyi gelir ve burada yaşam bulabileceğimize inanırız ve bazen de çiçeğimiz sevmediği bir köşede duruyor ya da fazla besine maruz kalıyor olabilir burada bizim yapmamız gereken çiçeğimizin hayatına saygı gösterip yaptıklarımızın farkına varmak bu noktada çiçeğimizin yapabildiği tek şeyin beklemek olduğunu unutmamalıyız.

KAHVE

Kahve insanı açığa çıkarır özgür bırakır sizi uyandırmakla kalmayıp yalnızlığınızı unutturur aslında bir nevi bir kaçış yoludur kahve içe , öze kaçmayı sağlayan bir anahtar gibidir ! (özgürlüğünüze benden bir kahve )

23 Mayıs 2020 Cumartesi

TESADÜF

Hayatımız hep eksiklerle devam ediyor Tanıştığın bir insan Dokunduğun taş Kokladığın çiçek düştüğün toprak Her ne geliyorsa aklına hepsi hepsi aslında bir eksiklik neticesi oluyor ve aslında onu bedenimize alıncada eksikliği tamamlamaya çalışmış oluyoruz O dokunduğumuz taşta hissettiğimiz aslında bir eksikliğin ürünüdür bu etkileşim sonrası yapmamız gereken tek şey bundan sonraki gözlemimiz o karşılaşmanın bize ne yaptığını görebilmek işte bunu yaparsak  o zaman bu karşılaşmayı anlamlandırmış oluyoruz bunun adına tesadüf demek bir cinayeti araştırmamak adına faili meçhul cinayet demekle aynı şeydir

Tecrübe

Tecrübe çok şey bilmek çok şey öğrenmek değil Umut etmeye çalışırken bildiğin şeylerin senin umudunun önüne geçmesini engelleyebilmektir

Tam Olmayan

İçimizde Tanrı’dan kalan bir güç var buna inanarak söyleyebilirim ki ne ararsak arayalım onu içimizde bulabiliriz bunu yaparken bazen dinlemeyi bazen konuşmayı bazende durmayı bilmeliyiz
Bazı şeyleri ısrarla doyumsuz bir şekilde devam ettirmeye gerek yoktur mesela bir cümle bitmesi için  illa nokta olması gerekmez ya da bir bardağın illa sapı olması gerekmez mesela bir atında illa durmadan  koşması gerekmez yavaş yavaş gidebilir ya da ya da bir insanın illa her zaman gülmesi gerekmez bazen neşelenebilir bazen de ağlayabilir bazen hüzünlenebilir ama bi çocuğun illa gülmesi , bir balonun bir uçurtmanın illede uçması gerekir güneşin illa ısı vermesi gerekir dünyanın illa dönmesi gerekir

ŞEY GİBİ BİR ŞEY

Eksik olmak bizim hiç bitmek bilmeyen bir yanımızdır ve bazı şeyler vardır ki onların eksikliği anlatılamaz fakat tarif edilebilir 
Müziksiz kalmak durağan ve duymadan geçirilen bir anı tarif edercesine çalmaktı
bi satır eksik kalmak gibiydi bazı şeyler tamamlanmayan hayatları tarif edercesine
tamamlanmayan puzzle gibiydi büyük resme ulaşmaya çalışmak, hem de eksik olacağını bile bile
 kırık kestane kabukları gibiydi bazı şeyler , sadece anlaşılmayı beklemekle görevliydi
kaybolan fotoğraf gibiydi bazı anlar , unutulan bir türlü hatırlanmayan kelimeler gibiydi bunlar 
orada olduklarını bilirsin delicesine ararsın herşeyi gözünün önüne getirip ararsın bulamazsın sonra bir şey görürsün bir şeye dokunursun ve o anlar kaydıraktan kayarcasına gözünün önüne gelir bir sevinç kaplar ya içimizi işte öyle bir şey eksik olmanın tamamlanmış hali