..Herkesin mutluluğu özeldir, mutluluk kişiye özeldir. Yani size özel yapılan şekerlemeler gibidir, bu şekerlemeler içinde barındırdığı enerjiler sayesinde herkese aynı hazzı veremez, bazıları yediğinde zehirlenebilir. O yüzden şekerinizi paylaştığınız insanları çok iyi bilmelisiniz, aksi halde onları zehirleyebilirsiniz. Burada ufak bir uyarı vermek istiyorum; bu mutluluğu zehirlemek için kullanamazsınız bu şeker birini zehirlemek için kullanıldığında zehri aktif olmaz, sadece mutluluk vermek için aktif olur ve aktif olduktan sonrada kullanıldığı kişiye göre yan etkileri olabilir bu yüzden dikkatli olmalıyız. Diğer bir uyarı da bizim için; bizler de mutluluk şekerlerini mutlu olmak için kullanamayız çünkü bunlar doğada saf halde bulunmaz, kendimizi mutlu etmek için bir takım girişimlerde bulunuruz ve bir bakmışız ki içinde bu mutluluk şekerleri var, insan hep içinde bu şekerler olan meyveleri kendilerine bulmak ister ve bunu aramaya koyulur. Bir insan için hoş olmayan bir şey bizim için hoş olabilir, mutluluk biraz bencillikle karıştırılıyor; mutluluk toplu bi enerjiyken bencillikle bireysel hazza dönüşmüş oluyor ve bunun sonucu olarak içimize kin ve nefret doluyor böylelikle de mutluluğumuz bitebiliyor. Mesela bir başkasını endişeye sürükleyen şey bizim için mutluluk sebebi olabiliyor. Ayrıca, mutluluk masal dinlemek gibidir; tek farkı, sonu hep toz pembe bitecek sanırız ama kötü sonla bitince kabullenmeyiz, oysa mutluluğu her şekilde kabul etmeliyiz çünkü o bizim her an içimizde ve sonu bize bağlı. Nil karaibrahimgil bir şarkısında "like ile mutluluk olmaz nolur uzak dur biraz telefonundan" diyor, aslında ne yazık ki günümüz mutlulukları hep böyle; mutluluk paylaştıkça çoğalır derler ama artık birbirimizin mutluluğunu paylaşıyor muyuz yoksa mutluluk reklamı mı yapıyoruz sosyal(!) ortamımızda? Bu cevap yine bizim elimizde. Aldığımız hazlar değişti, artık elimizdeki mutluluğun değerini bilmiyor başka mutluklara dikiyoruz gözümüzü. Mutluluk denince aklıma siyah beyaz fotoğraflar , samimi pozlar ve sıcak gülüşler gelir, mesela; öylesine dolu öylesine sıcak anlar canlanır gözümde. Belki bir çocuğun salıncakta sallanırkenki şen kahkahaları belki köşede cilveleşen sevgililerin kıkırdamaları.. mutluluk bir "an" kadar kısa aslında. Şöyle bi durun; açın sözsüz melodileri, kapatın gözünüzü ve izin verin düşüncelerinizin bir sinema gibi göz perdelerinize düşmesine. Anları hatırlayın; çocukluk , gençlik ya da dünkü anılarınızı hatırlayın.. farkedeceksiniz ki kalbinizden ve beyninizden düşen bu anılar, hep güzel olanlar olacaktır ve sizi mutlu eden zamanları hatırlayacaksınızdır. Mutluluklar sizler sayesinde değerlenir. Örneğin altın da küçük taneciklerin birleşmesiyle oluşur bakır da, ama altın daha değerlidir; yani her anı mutlu olmak için değerlendirin ki hayatınız da değerlensin. İnsanı hayatta tutan, kalbi harekete geçiren dokunuş şoktur. Bu yüzden; alışılmışın dışına çıkmak güzeldir çünkü bu bizi kendimizden geçirir. Mutluluk aslında başka bir anlamda bir deliliktir, mutlu olduğunuz an kendinizden geçersiniz ve her şeyi unutursunuz. Bizler mutlu olduğumuz şeylerden sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlarında faydalanmasını isteriz, bu yüzden onu paylaşmak isteriz paylaşmadıkça bizi yer bitirir ve pişmanlık duymaya başlarız. Bazı mutluluklarda var ki paylaşılmaması gerekir, onları paylaştıkça zehir gibi yayılır ters etki yapar. Yani bazıları var ki kabuktan çıkmak için can atarken bazıları da kabuğun içine doğru yayılır; mutluluk bir kap olsaydı, bu içe yayılanlar tıpkı ağaca yapılan iğne gibi kabı güçlendirirdi; diğerleri ise kabın daha çok ün salmasını ve büyümesini sağlardı. Bu mutluluk kabımız ne kadar güçlü olursa özgürlüğe o kadar yakın oluruz. Yaşamak için hepimizin birer bağları vardır ve bu bağlardan biri de mutluluktur, ama mutluluk öyle hafife alınacak bir şey değildir. Bazen ahırdaki saman gibidir; tüm ahırın yanması için bir kıvılcım yeter, bazense uçurumdan atlamak gibidir; tek adım yeter. Mutluluğu bir nehrede benzetebiliriz; nereden başladığı bilinmez akıp gider yalnızca, nerede denize karışacağı belli olmaz ve nereden okyanusa açıldığı da , karıştığı denizde hangi sahilde karaya çıkacağı da hiç belli değildir. Mutluluk kaybolmuş bir anahtar gibidir, nerede olacağını tahmin edemezsin bulunca da hangi kapıyı açacağını.. Mutluluk uzun süren bir şey değildir, sadece bir “an”dır; göz açıp kapayıncaya kadar geçen an kadardır ve onun devamlılığını sağlayan şey hayalimizdir. Bizler o anda ne kadar kendimizi bulursak o kadar uzun süre bu mutluluğu yaşatabiliriz. Mutluluk size ulaştıktan sonra neler olacağını ve bunu nasıl kullanacağınızı bilemeyebilirsiniz! ‘’ Tehlike yaratan mutluluk sahibidir.’’ demişti bir arkadaşım, ben de ona şöyle dedim: “ Mutluluk doğada kendi başına duran taş gibidir sen o taşı almaya karar verdiğinde mutluluğu yaşarsın aldığında da artık tehlikesi başlamıştır. Fark etsen de etmesen de mutluluk o taşı bulduğumuz andaki düş kadardır, ondan sonra devam eden şey bizim taşı yanımızda götürmemizi ve peşimizde sürükleyen şeydir. Bazen bize gelen taşın hangi zorluklarla bize getirildiğini bilmeyiz ve unutmamalıyız ki aslında her mutluluğun bir bedeli vardır. Mutluluk kuş tüyü gibidir; kimi insan kuş tüyü uçup giderken onu yakalamaya çalışmaz bile, kimi insan da peşinden gider onu alır ve bir kitabın arasına koyar, kimi alır bir kavanozda saklar , kimi alır ceketinin cebine koyar. Çünkü hepimiz bu mutluluklarımıza bir şey olacak endişesiyle korkarak yaşar ve onu saklamak isteriz. Son olarak mutluluk, kelebek gibidir; onun istediğinde uçmasına izin vermelisiniz, ne de olsa her kelebeğin bir ömrü vardır tıpkı anlık mutluluklar gibi.
3 Haziran 2020 Çarşamba
2 Haziran 2020 Salı
Kırılma Noktası
Hayatın kırılma noktaları vardır; bu kırılma noktalarından biri başlangıç noktasıdır ve bu nokta o kadar kısadır ki, parmağınızı şıklattığınızda geçen süre kadardır, bu ilk adım olduğu için çok küçüktür. Çoğu kişi bu kadar küçük bir şeye umut etmeyi istemiyor; bazen bunu görmüyor bile, çünkü bir şeylerin oluşmasını çabucak görmek istiyor. Oysa en büyük devrimler sessizce olur, yavaş yavaş; hiçbir çiçek büyümek için acele etmez, hiçbir kelebek kozasından çıkmak için acele etmez çünkü acele ederse öleceğini bilir ve hiçbir civciv yumurtasından çıkmak için acele etmez. Aslında biz de acele etmezdik, hatırlayın; annemizin karnında iken hiçbirimiz çabucak çıkmayı düşünmedi zaten düşünemezdik bile. Anlayacağınız başlangıçta tüm canlılar böyledir hiçbiri acele etmez, ne zaman ki özgürlüğümüz kısıtlanıyor o zaman acele etmeye başlıyoruz. Hayvanları düşünün; kendi yaşamları tehlikeye girince çok hızlı olmaları gerektiğini bilir ve acele ederler bunu yapmazlarsa hayatları bitecektir bu da doğada kalmak için yani özgür olmak için verdikleri yaşam mücadelesidir. İnsanlar yaşamları tehlikedeymişçesine acele ediyorlar, hayatları sona ermeden herşeyi yapmak istiyorlar, önce başları zaman ile derde giriyor ve bir güne çok şey sığdırmakla başlıyorlar işe. Kendi bedenlerini besleyecek olan öğünü çok hızlı ve amaçsız almaya başlıyorlar, oysa bedenin çalışma prensibi vardır; aldığı öğünü önce öğütür sonra belli miktarda hareketle sindirir, gerekli olan besinleri vücudun çeşitli yerlerine gönderir geri kalanlarını atar, bu işlem kendimizi iyi hissetmemizi ve yaptığımız işleri daha sağlıklı yapmamızı sağlar. İnsanlar kendilerinin kusurlu olduğunu unutur sanki kusursuz bir şekilde işleyen sistemleri varmış gibi düşünür fakat bu böyle değildir. Gün devam ederken kafalarında bir çok şey yapmak olduğu için anı yaşayamazlar, çünkü her zaman akıllarında bir sonraki iş kalır. Bu sefer hızlanmaya başlarlar oysa bir ömür çok şey yapmadan da bitebilir, zaten ne kadar çok şey yaparsanız yapın herşeyi yapamayacaksınız. Önemli olan size keyif veren şeyleri tıpkı vücudumuzun yaptığı gibi önce öğüterek sonra, sindirerek yapmanız. Bir(1) sayısını göze alalım; bir sayısını her seferinde sadece kendisiyle toplayarak her doğal sayıya ulaşabilirsiniz ve böylelikle her sayıyı da tek tek görmüş olursunuz, bunu yaparak sona ulaştığınızda ise elinizde çok daha fazla şey olur. Bizler birazcık büyümeye başlayınca acele etmeye başlıyoruz, istediğimiz her şey hemen olsun istiyoruz. İşte hayatımıza küçüklükten giren bu yaşam biçimi bizim hayattan zevk almamızı engeller, zamanla büyüdüğümüzü unutturur; oysa oluşumların hepsi zamanla belli bir çaba sonucu gerçekleşir. Bir iş üzerinde ne kadar çok zaman harcarsanız o iş o kadar güzel olur. Picassoyu düşünelim picasso tablolarını yaparken "bunları çabucak bitirmeliyim" diyerek bir yere bir şeyler yetiştirme çabası içerisine girseydi picasso olabilir miydi? Olamazdı. Çünkü andan ne kadar uzaklaşırsanız kendinizden o kadar uzaklaşırsınız. Bizler uğraşlarımıza çok zaman harcamadığımız için çok çabuk vazgeçiyor ve çabucak bahaneler bulup işlerimizi erteleyebiliyoruz; aslında en önemlisi anı yaşamak, anlık mutluluklar yaratmaktır . Hiçbir şirket batacakken acaba biz 10 yıl sonra ne kadar ciro elde edeceğiz diye düşünmez. Eğer bunu yaparsa anda kalamaz ve şirketlerini batmaktan kurtaramaz. Yapmaları gereken şey; bugünü kurtarmaktır. Hayatta, sürekli değişimler içerisindeyiz, bu değişimlerin oluşması için de zaman gerekiyor bir şeyi yapıp hemen değişmeyi beklemek aptalca olur. Bazı değişimlerin etkisini bilebilirsiniz fakat hepsini bilmeniz mümkün değildir, çünkü hayatı parametre etmek imkansızdır hayat her zaman sürprizlerle ve değişkenlerle doludur.
Düzenleyen : Sena Afşar
1 Haziran 2020 Pazartesi
Yeniden Doğuş
İnsan yaşamı en mükemmel ve muhteşem haz olan doğmayı tattığı için buna yakın oluşumlar onda haz uyandırır örneğin bir yere gittiğinizde aslında siz orası için neredeyse yeniden doğmuş gibi olursunuz ya da yeni birisiyle tanıştığınızda mesela bazen o insanda huzur bulduğunuz için birlikteliğiniz devam eder fakat ikili ilişkiler arkadaşlık ve diğerleri , ev sahibi ve misafir ilişkisine benzetilebilir , ev sahibi olan kişiye misafir olarak gidersiniz ve kendisi sizi çok güzel ağırlar bazen olaylar biraz daha güzelleşir ve ev sahibi önce sizin armağanlarınıza değer verir sonra size değer verir , anne karnındaki doğumda herşey mükemmel ötesidir , fakat burada ev sahibi ile olan bağımız somut olarak belli olmadığı için aramızdaki bağa ancak inanabiliriz ama gidiş olasılığı hep bakidir.
Olayın şöyle bir yönü de vardır ki karşımızdaki kişi aynı şekilde biz izin verdiğimiz müddetçe bizdeki misafirliği başlar ve bu sefer biz armağanları alır değer verir ve bir köşe belirleriz misafirimize bazen bakarız ki ortak sevinçler ortak acılar gelir bize böylelikle aradaki bağ daha da kuvvetlenmiş olur
Ve biz bağın güçlendiğine daha da inanırız tıpkı evde beslediğiniz bir çiçek gibi , çiçeği evde güneş alan bir yere koyarsınız ve çiçeğin yaşamını seyrettikçe size belirtiler verir ve biz anlarız ki orayı sevmiş ya da sevmemiş çiçeğe verdiğimiz su da bize gelen armağan görevini görür misafirimizin getirdiği su , toprak ve ışık bazen bize çok iyi gelir ve burada yaşam bulabileceğimize inanırız ve bazen de çiçeğimiz sevmediği bir köşede duruyor ya da fazla besine maruz kalıyor olabilir burada bizim yapmamız gereken çiçeğimizin hayatına saygı gösterip yaptıklarımızın farkına varmak bu noktada çiçeğimizin yapabildiği tek şeyin beklemek olduğunu unutmamalıyız.
KAHVE
Kahve insanı açığa çıkarır özgür bırakır sizi uyandırmakla kalmayıp yalnızlığınızı unutturur aslında bir nevi bir kaçış yoludur kahve içe , öze kaçmayı sağlayan bir anahtar gibidir ! (özgürlüğünüze benden bir kahve )
23 Mayıs 2020 Cumartesi
TESADÜF
Hayatımız hep eksiklerle devam ediyor Tanıştığın bir insan Dokunduğun taş Kokladığın çiçek düştüğün toprak Her ne geliyorsa aklına hepsi hepsi aslında bir eksiklik neticesi oluyor ve aslında onu bedenimize alıncada eksikliği tamamlamaya çalışmış oluyoruz O dokunduğumuz taşta hissettiğimiz aslında bir eksikliğin ürünüdür bu etkileşim sonrası yapmamız gereken tek şey bundan sonraki gözlemimiz o karşılaşmanın bize ne yaptığını görebilmek işte bunu yaparsak o zaman bu karşılaşmayı anlamlandırmış oluyoruz bunun adına tesadüf demek bir cinayeti araştırmamak adına faili meçhul cinayet demekle aynı şeydir
Tecrübe
Tecrübe çok şey bilmek çok şey öğrenmek değil Umut etmeye çalışırken bildiğin şeylerin senin umudunun önüne geçmesini engelleyebilmektir
Tam Olmayan
İçimizde Tanrı’dan kalan bir güç var buna inanarak söyleyebilirim ki ne ararsak arayalım onu içimizde bulabiliriz bunu yaparken bazen dinlemeyi bazen konuşmayı bazende durmayı bilmeliyiz
Bazı şeyleri ısrarla doyumsuz bir şekilde devam ettirmeye gerek yoktur mesela bir cümle bitmesi için illa nokta olması gerekmez ya da bir bardağın illa sapı olması gerekmez mesela bir atında illa durmadan koşması gerekmez yavaş yavaş gidebilir ya da ya da bir insanın illa her zaman gülmesi gerekmez bazen neşelenebilir bazen de ağlayabilir bazen hüzünlenebilir ama bi çocuğun illa gülmesi , bir balonun bir uçurtmanın illede uçması gerekir güneşin illa ısı vermesi gerekir dünyanın illa dönmesi gerekir
Bazı şeyleri ısrarla doyumsuz bir şekilde devam ettirmeye gerek yoktur mesela bir cümle bitmesi için illa nokta olması gerekmez ya da bir bardağın illa sapı olması gerekmez mesela bir atında illa durmadan koşması gerekmez yavaş yavaş gidebilir ya da ya da bir insanın illa her zaman gülmesi gerekmez bazen neşelenebilir bazen de ağlayabilir bazen hüzünlenebilir ama bi çocuğun illa gülmesi , bir balonun bir uçurtmanın illede uçması gerekir güneşin illa ısı vermesi gerekir dünyanın illa dönmesi gerekir
ŞEY GİBİ BİR ŞEY
Eksik olmak bizim hiç bitmek bilmeyen bir yanımızdır ve bazı şeyler vardır ki onların eksikliği anlatılamaz fakat tarif edilebilir
Müziksiz kalmak durağan ve duymadan geçirilen bir anı tarif edercesine çalmaktı
bi satır eksik kalmak gibiydi bazı şeyler tamamlanmayan hayatları tarif edercesine
tamamlanmayan puzzle gibiydi büyük resme ulaşmaya çalışmak, hem de eksik olacağını bile bile
kırık kestane kabukları gibiydi bazı şeyler , sadece anlaşılmayı beklemekle görevliydi
kaybolan fotoğraf gibiydi bazı anlar , unutulan bir türlü hatırlanmayan kelimeler gibiydi bunlar
orada olduklarını bilirsin delicesine ararsın herşeyi gözünün önüne getirip ararsın bulamazsın sonra bir şey görürsün bir şeye dokunursun ve o anlar kaydıraktan kayarcasına gözünün önüne gelir bir sevinç kaplar ya içimizi işte öyle bir şey eksik olmanın tamamlanmış hali
Kelimelerin gücü
Bana göre kelimelerin gücü adına bazı şeylerin açıklanması tehlikelidir eğer sözünü edecek kadar güçlüyseniz kurduğunuz kelimelerin sorumluluğunu almak zorundasınız
Ben de sorumluluğunu yüklenerek size yaşamın sırrını vereceğim
Yaşamın sırrı kendinizi mutlu etmekte saklı
biz bazı girişimlerde bulunuruz ve bir bakarız ki işler yolunda gitmemiş ve kendimizi mutlu etmeyi becerememişiz hayat bu her zaman işler yolunda gitmez
Kalkar ve yola devam ederiz tekrar deneriz ve bu sefer işler yolunda gider ve bir bakarız ki mutlu olmuşuz işte bu kısım sihir barındırıyor çünkü bunu başarabilmişseniz kesinlikle ve kesinlikle bundan etkilenip mutlu olanlar olmuştur
Yani lafı şuraya getireceğim
siz kendinizi mutlu ettiğiniz zaman hiç beklemediğiniz şekilde hiç tahmin bile edemeyeceğiniz bir yerde birileri bu mutlulukla seviniyor olacak
Ben de sorumluluğunu yüklenerek size yaşamın sırrını vereceğim
Yaşamın sırrı kendinizi mutlu etmekte saklı
biz bazı girişimlerde bulunuruz ve bir bakarız ki işler yolunda gitmemiş ve kendimizi mutlu etmeyi becerememişiz hayat bu her zaman işler yolunda gitmez
Kalkar ve yola devam ederiz tekrar deneriz ve bu sefer işler yolunda gider ve bir bakarız ki mutlu olmuşuz işte bu kısım sihir barındırıyor çünkü bunu başarabilmişseniz kesinlikle ve kesinlikle bundan etkilenip mutlu olanlar olmuştur
Yani lafı şuraya getireceğim
siz kendinizi mutlu ettiğiniz zaman hiç beklemediğiniz şekilde hiç tahmin bile edemeyeceğiniz bir yerde birileri bu mutlulukla seviniyor olacak
Çocuk
Ben hala çoçuğum ekmek almaya gittiğimde o ekmeğin başını yemeden dönmüyorum ve hala güneşe ve aya baktığımda beni takip ettiğini düşünüyorum ve hala sadece çukulatamı alacak kadar param var ve hala kalıyor cebimde o 25 kuruş ve hala uçurtmam ellerimde ve hala yıldızlar gelene kadar güneşin kaybolmasına üzülüp sabah onu görünce seviniyorum ve hala sahile indiğimde kumdan kaleler yapıyorum ve hala o kayalıkların deliklerinin bir zamanlar küçük balıkların yuvası olduğu hayalini kuruyorum ve hala merakla o kapalı kutuları açıyorum ve hala sabah uyandığımda çizgi film izliyorum ve hala şimşekler çaldığında koşarak yorganımın altına giriyorum ve hala tanımadıklarımla konuşup onların verdiği şekeri alıyorum çünkü hala dünyayı iyiliğin kurtaracağına inanıyorum ve hala yere düşüp saatlerce ağlayıp umutla kanayan yarama öpücük kondurmanı bekliyorum ve hala elimde senin için sakladığım bir cam var onu koyu lacivertle boyayıp üzerine beyazla minik yıldızlar çizmeyi bekliyorum seninle
BALIK
Bir gün buraya gelecek ve burada kalbimin derinliklerinden çıkarıp getirdiğim kelimelere rastlayacaksın bu kelimelerin hepsine çok iyi bakarsan beni anlayabilirsin ama yaşamak anlaşılmak ya da anlaşılmayı beklemekten daha güçlüdür bu yüzden yaşayıp ve kesişen duygularla rast gelmek çok daha keyiflidir , herkesin içinde gizli olan bir gezegen vardır herkes önce orayı kendi keşfeder oradaki yaşamı anlamaya çalışır bazen gezegen mücadele eder ve içersinde izler bırakır her mücadele aslında bir izdir izler bizler için çok anlamlıdır çünkü yaşanılan şeyin heykelidir izler ve bazı izler vardır ki bizim gezegenimizi temsil eder fakat burada her ne olursa olsun bizim hayatımız burada devam ettiği için bizim bu gezegeni koruyup olabildiğince güçlendirmemiz gerekir bazen büyük riskler alıp hayatımızı tehlikeye atarız bütün bu göze aldığımız kararlar bizi daha da güçlü yapar ama unutmamalıyız ki bizler garip bir makineyiz sesler objeler ve kokular bizlerin zaman makinesidir .
Güneş
Bırak Ay tutulsun biz haykıralım yıldızlara adımızı hepsinin gözünün içine bakarak söyleyelim adımızı o zaman göreceksin ki tüm yıldızlar birleşecek ve dünyamıza ışık saçmakla yetinmeyecek aynı zamanda dünyayı ısıtacaktı da ve insanlar bunun adına güneş diyecekti
Ben Aşk’ın gücüne inanırım her ne oluşursa oluşsun her şey Aşk ile olur bu yüzden benim yaratıcım Aşk ‘tır kendisi benim içime de sızmıştır ve hayatım devam ettikçe içimde saklarım onu ve bedenim yok olsa bile aşk yaşar.
Bazen kendimde gider yıldızlara haykırırım duyarlar elbet beni ve sonra bir aydınlık belirir gözüme mavinin en ince tonu görünür nedendir bilmem severim renk tonlarını hele gökkuşağı diye beliren renklerin ahenkli gösterisi vardır ki ne zaman görsem bana hayatımda güzel şeyler olacağını çağrıştırır , bu etkiyi o kadar çok seviyorum ki yaşam bulmuş her canlıya bu denli ışık saçmak en büyük yaşama sevincim olmuştur o yüzden hayatta hep güneş gibi hem ışık hem ısı vermek istemişimdir yaşam onun içinde nasıldır bilmem ama kıskanılası yanı vardır ve ufak bir tavsiye kafanızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda onu görüyorsak demek ki güzel şeyler hala hayatta ve en güzel yanı şu ki umut her daim ümitle doğar.
Yakamoz
Ay ışığının denize yansımasıydın sen
Denizin üstünde asılı kalmış bir dalga esintisiyle gidendin sen
Oysa gerçek denizin altında saklıydı ve o sadece gece gelirdi asıl yıldız sendin yakamoz her zaman altta usulca çıkmayı bekleyendin sen !
BEN
Uçuk şeylerin aşığıyım ben , sonu görünmeyen gittiğinde bitmeyen şeylerin hatta nereye gittiğini görmeden gittiğin şeylerin aşığıyım mesela karanlığın, zifiri karanlığın içine girdiğinde hiç bir şey görmeme rağmen bir ışık olacağını umut ederek yaşamanın aşığıyım
23 Ocak 2020 Perşembe
panıngözü
Su bedeninizden kayıp giderken sadece seyredin
Tıpkı doğada olup bitenler gibi onun sesini dinleyin o
herşeyi söylüyor fakat bazen çok derinden söylüyor onu duymak için düşüncenizi
kullanmanız gerekir yani hislerinizi, sizde doğanın parçasısınız emin olun o
hatalarınızı kabul edecek hem de
herşeyinizle katıksız herşeyinizle tüm hatanız tüm yükünüzle
gidebildiğiniz başka bir yer var mı sizi kaldırabilen yok yok işte doğaysa
hepinizi kabul eder doğa hepimizin , dünya hepimizin evi , matematik hepimizin
, yıldızlar hepimizin , çiçekler hepimizin mesela siz hiç yıldız satıcısı, yakamoz satıcısı ya da matematik satıcısı gördünüz mü ? Ben
görmedim eminim siz de görmemişsinizdir işte bu yüzden doğaya güvenin. ! İşte
özgürlük böyle , sığınmak gibi birşey !
panagelenlerpandangidenler
Merhabalar Ben Pan , dünyada hayatımı sürdürürken kulağıma
gelenleri yazamadığım unuttuğum kelimelerin affına sığınarak sizinle paylaşmak
istiyorum :
O halde Sonsuzluk içimizde •• evet çocuk sonsuzluk içimizde hatta
öyle bir yerdeki ona kimse dokunamaz o senin çocuk sadece onu dinlemen gerek
zaten o sana herşeyi fısıldıyor :)
Fedakarlıklar bedel gibidir bazen ne için
bedel ödediğimizi bilemeyiz neye mal olacağını da bu riski göze alarak
hayatımızı sürdürürüz işte hayatın sürpriz ve ilginç kısmı burada çünkü asıl
önemli olan güç de olsa verdiğimiz bedelle savaşmak , barışmak hatta onunla
yaşamaktır.!
Doğada iken hislerinize güvenin hisleriniz sizi istediğiniz yere
ulaştıracaktır çünkü siz doğanın bir parçasısınız.
Özgürsem Mutluyumdur ,
Mutluysam Özgürümdür. (Sussi ve Jaquies )
Özgürlük Tehlikelidir.
Bak çocuk bir gün bir yazlık kısa kollu bir kıyafetin
üstünde şu yazıyı gördüm ;
'' Rakı nedir bilmiyorum , hatırlamıyorum , unuttum
'' .
Biz de diyeceğiz ki : Aşk nedir bilmiyorum , hatırlamıyorum , unuttum
!
Peki o halde söylesene kaptan insanlar umut nedir onu da unuttular mı ?
Beyazın arkasında gölge varsa umut yok demektir çocuk !
Bu olmamalı kaptan her
zaman yapacak birşey vardır gerekirse biz yönümüzü değiştirelim ve o gölge
kaybolsun olmaz mı ?
Hayır çocuk sen ne yaparsan yap o gölgelik hiçbir yere
gitmez ve elbette umutta. Her zaman Umut vardır!
Sahi neredeydi Umut
Belki
Denizin derinliklerinde yosun tutmuş taşlarda saklıydı umut
Belki bir balıkçı
teknesindeydi umut
Belki de çoktan karaya vurmuştu umut
Belki de bizim sadece
gidip onu bulmamızı bekliyordu
Bazen düşünceler bizi engeller bazense bedenimiz bizi
engeller ya şuan herşey bitecek yada herşey yeniden başlayacak. - uzak
diyarlarda bir köyde bir kanyonda 20 mt mesafede suya atlamak için
hazırlanırken ağzıma düşen cümleler ee bilirsiniz delilik yer çekimi gibidir
itmek yeterlidir.
Hayat süprizlerle dolu ve bazen bazı eksiklerin neyin
kapatacağını anlamayabilirsiniz denemekten asla vazgeçmeyin eksikler
kapandığında göreceksiniz ki hayat siz ne kadar hala kopukluklar ve delikler
var gibi düşünsenizde her zaman karşınıza süprizlerle hiç ummadığınız yerde
karşınıza çıkabilir umudunuzu kaybetmeyin .
En guzel manzara Zirve'den
Seyredilir fakat tüm güzellikler Arkalarda , Aralarda bir yerlerde
gizlenmiştir.
Bazen tanıştığımız bir insan , bazen bir söz , bazen bir sayı ,
bazense bir cisim bizi alır götürür uzaklara , sonra dönmek isteriz uzaklardan
bu ise bazen sizi tanıyan birine rastlayarak olur bazense tesadüfler sizi alıp
getirir yakınlara
Bugünük benden bu kadar umutla kalın :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)